 |
|
| Yazar |
Mesaj |
oslmsn Altın Uye User is Offline

Kayıt: 10 Oca 2007 Mesajlar: 795
Karma: 6 applaud / smite
|
| Tarih: Pzr Hzr 10, 2007 2:52 am Mesaj konusu: Asker Mektupları |
|
|
ASKER AĞLARMIŞ ANNE!!!!
Sevgili annem, sevgili babam,
Böyle bir selamlama fazla resmi olsa da, biliyorsun burada makbul göreni bu. E okunuyor işte bunlar. Ne diyeyim? Sadece sana ve babama yazmak isterdim ama… Üzgünüm işte. Sadece sana özel olamıyor bu yazdıklarım. Bilirsin fazla da rahat olamam özelime girildiğinde, idare et. Sana buralardan, buradakilerden bahsedeyim… Oraları ile karşılaştırma yapmaktan korkuyorum ama, arada bir yanılgıya düşer de yaparsam bunu; kızma bana. Merak etme, ben buraya gelirken dedikleriniz hep aklımda; “Sana denileni eksiksiz yap, utandırma bizi. Memleket emir vermiş, yapmazsan insan yüzüne bakamam. Bizi ve buraları da hiç düşünme”.
Yapıyorum biricik annem, biricik babam… Bana denilenleri tam olarak yapıyorum. Hatırlar mısın yemin törenimize geldiğinde seni görünce gözüm dolmuştu da sen bana kızmıştın. “Asker ağlamaz” demiştin sert bir şekilde bana. Ah bir bilsen annem, asker nasıl da ağlar… Geçtiğimiz gün komutanımızı ziyarete gelen ve adının Davut olduğunu öğrendiğim o yarbay bozuntusu, buraya ilk geldiklerinde yaptıklarını anlatmış konferansta. Bunları dinleyince orada bulunan arkadaşlarımdan; ağladım ben anne. Anlatan arkadaşı tanısaydın severdin sen de eminim. Kara kuru, Hatay’ lı bir dost. Okuyamamış, er olarak gelmiş bizim birliğe. İzmir’ de eğitim görmüş, çokça üzülmüş, çokça ezilmiş orada. Ama dimdik duruyor valla. “Orası buralardan çok iyiymiş be abi” diyordu bana. Arapça ile karışık bir Tükçe şivesi olduğu için bazen anlayamıyor dediklerini, çekişiyordum: “Lan Kral; bir yavaş konuş be koçum!”. Onu getirdiklerinde ben er gazinosu denilen çadırdaki masada oturmuş, size mektup yazsam mı diye düşünüyordum anne. Onun ölmüş bedenini görünce yazmaya karar verdim. Barış için bizi gönderdikleri bu yerde bir Rus mermisinin kurbanı olmuş Kral. Bize dedikleri, koruma ve kollama görevinde bir Hizbullah mayını patlamış öndeki araçta. Bizimkisi de araçtan atlayıp savunma pozisyonu ararken boynundan ve karnından vurulmuş. Ben, o zaman da ağladım anne. Asker aslında ağlarmış anne.
Sonra bir de Mürsel var. Onu da bağrına basardın anne. Yüzü güleç, Ağrı eteklerinden gelen Kürt oğlanı. İstanbul’ da bir ünlü kebapçıda çalışıyor. En azından buraya gelene kadar. “Dönünce işim garanti abi” derdi. “Patron beni seviyor, yine alacağına söz verdi”. Annesi babası Türkçe bilmiyorlar. Birliğe telefon ettiklerinde, telefona iki defa ben çıkmak zorunda kaldım anne. Birincisinde o anda birlikte bulunmadığını ve devriyeye çıktığını anlatmaya çalıştım ama bir türlü anlaşamadık. Ne ben onların dediklerinden bir şeyler anladım, ne de onlar benimkilerden. Arada sadece “Mürsel” anlaşılıyordu. Baktım olmuyor, kürtçe bilen bir er (ki adı Mustafa idi) ile konuşturdum. İkinci konuşmamız da pek anlaşılır değildi. Ne diyebilirdim ki? Oğlunuz öldü burada, bir İsrail devriyesi ile Lübnan’ lılar arasına girmiş mi diyecektim? Peki ya desem de onlar beni anlayabilecek miydi? Telefondan sonra da ağladım ben anne. Asker aslında ağlarmış anne.
Komutanımız bizi çağırıyor. Barış için, aslında komutanımızında anlamadığı bir “barış” için burada İsrail ve ABD’ nin hedef gösterdiği yerlere gidiyoruz. Ama olsun, “memleket” bunu emretmiş. İnsan yüzüne bakabilin, utanmayın oğlunuzdan diye, yine bana denileni yapacağım. Hükümet bizi buraya gönderdiği gün de ağlamıştım aslında anne. Şimdi de, bir zamanlar karşılarında durabildiğimiz ülkelerin askerleri ölmesin diye Kralları ya da Mürselleri buraya sürdükleri için ağlıyorum. Biz artık sadece kendimize ağlıyoruz aslında anne.
Ne diyeyim? Gitmek zorundayım şimdi anne. Ama ne olursa olsun, şunu bil ki; “Asker aslında ağlarmış anne”.
(ALINTI)
|
|
| Başa dön |
|
|
oslmsn Altın Uye User is Offline

Kayıt: 10 Oca 2007 Mesajlar: 795
Karma: 6 applaud / smite
|
| Tarih: Pzr Hzr 10, 2007 2:58 am Mesaj konusu: |
|
|
*Bir Asker Mektubu*
--------------------------------------------------------------------------------
Gölgeler gittikçe koyulaşıyor. Gecenin siyaha çalan yalnızlığı tepelerden geniş bayıra bir nehir gibi akıyor ve ufukta kaybolan doru atlar gibi küçülüyor kalın ağaç gövdeleri. Bir ağustos böceği... Işığa doymuş kanatları, uzak sevdaları çıkarıyor saklandıkları yerden. Bozkırla kenetlenmiş yirmi beş yürek yavaşça çözülüyor, karanlığa salınan öfke gözyaşları toprağın katıksız koynunda hasret dolu nağmelere dönüşüyor. Her saniye biraz daha dehşet kusuyor soğuk kabzalara yansıyan bakışlar. Biraz daha acıtıyor göğüsleri saran yemeniler, tülbentler... Kaskatı bedenleri saran korku, bir yerlerde umutsuzca bekleyen yaşanmamış günleri hatırlatıyor şimdi. Tek bir kurşun... Sadece tek bir mermi çekirdeği, küçücük bir metal parçası, sevdiği için canını verebilecek olan bu yirmi beş adamın masum hayallerini ahşap bir cendereye gömüp, hiç kimsenin uzanamayacağı karanlıklara hapsedebilir. Puslu bir İstanbul akşamı, ya da sıcak bir İzmir sabahı; Edirne Otogarı’ndaki bir öpücük, Trafik Hastanesi’ndeki bir hasta ziyareti belki, yahut sadece aşka boğulmuş ıslak bir öğleden sonrası başka sevdalara, başka yaşamlara, başka yalanlara bırakabilir yerini bir anda. Ölüm, bu boğucu toprak parçasında nöbet tutan yirmi beş askeri sonbaharın hüznüne ve ağacın yeşiline hasret bırakabilir. Ya da bir şarkının neşeli ritimlerini silebilir kulaklardan sonsuza kadar. Ve ben de farkındayım her şeyin. Bir anda bütün çocukluğumun; karyolamın yanında duran küçük müzik kutusunun anılar arasında kaybolan sesinin, annemin anlımı okşayan pütürlü elinin, ilk aşkımın kaçamak “seni seviyorum”larının parçalanan bedenimle ölmesi ve geride sadece iki kelimelik eften püften bir ismin kalması, sadece an meselesi... Biliyorum ki; son ana kadar özenle yaşadığım her dakikanın, yıkanıp, tozlu küçük bir rafa kaldırılması, hiç düşünmeden tetik çekmek kadar kolay şu anda. Bu benim suçum mu diye soruyorum kendime; ama cevabını bilmediğim yeni sorular çalınıyor kulağıma. Sevdanın, dostlukların, hayallerin böylesine kolay yok edilebileceği bir dünyada neden kendimizi bu saçma savaşın içine atıyoruz, anlamak zor. Ve neden ruhlarımızı insanca dürtülerimizin altında yok ediyoruz? Posası çıkmış zihinlerimizin ölümün kapılarını bilerek ve isteyerek kurcalamasına neden izin veriyoruz? Bir sevdayı yahut bir nefreti yok etmek hakkını ne cüretle kendimizde buluyoruz? Evet sevgilim, ben her şeyin farkındayım. Bu gece tüfeğim elimden bir yıldız gibi kayarak geniş bozkırın ıssız karanlığına karışabilir. Öyle sessiz ve ani olur ki gözlerimin son defa seni sayıklaması, o neşeli ağustos böceklerinin sesi altında ezilen küçük çığlıklarımı hiç kimse duyamaz. Ondan sonra ne gökyüzü, ne kar, ne de yüzünün uzaktan ellerime akması...
Eğer sevgilim... O küçük metal parçası, sana kavuşmayı bekleyen bedenime saplanıp kalır da bir daha nefesim Ankara ayazının soğuğuna karışamazsa, gözlerinin ışığında kör olamazsam bir daha, bil ki; kadere duyduğum öfkeden değil, bitmemiş bir cümleye nokta koymanın verdiği burukluktan hiç değil, sadece sen şu anda başkasına ait olsan da sana tek bir kere “seni seviyorum” diyecek cesareti kendimde bulamamış olmama üzüleceğim. Gerisi zaten mermisi atılmış boş bir kovanın işe yaramaz varlığı kadar önemsiz benim için... |
|
| Başa dön |
|
|
DUDAK PAYI Site Admin User is Offline


Kayıt: 24 Eyl 2006 Mesajlar: 6528
Karma: 300 applaud / smite Nerden: www.DUDAKPAYI.com
|
| Tarih: Pzr Hzr 10, 2007 5:36 pm Mesaj konusu: |
|
|
offffffff icim yandi ya iyi erkek cocugum yok mu diyim ne diyim ama anne oldugum icin kendimi bu annelerin yerine koyabiliyorum hep soluyorum ya Rabbim onlari korusun sagol oslmsnn canim cok guzeldiler _________________
๒เг кöгüภ קคг๓คк ยçlคгı кค๔คг ђครรครıภค, คz гครtlคภıг кคl๒เภ...
www.DUDAKPAYI.com  |
|
| Başa dön |
|
|
oslmsn Altın Uye User is Offline

Kayıt: 10 Oca 2007 Mesajlar: 795
Karma: 6 applaud / smite
|
| Tarih: Pts Hzr 11, 2007 1:07 am Mesaj konusu: |
|
|
AMİNNNNNNNNN ablacım |
|
| Başa dön |
|
|
oslmsn Altın Uye User is Offline

Kayıt: 10 Oca 2007 Mesajlar: 795
Karma: 6 applaud / smite
|
| Tarih: Cmt Hzr 16, 2007 1:10 am Mesaj konusu: Hangi TiLsimLa Dokundun Yüregime..? |
|
|
Umuda sırt çeviren yüreğim,artık yüzünü bahar kokulu çiçeklere döndü..Kendi kabuğumda yaşlanmaya hazırlanırken ben,hangi tılsımla dokundun da yüreğime, kanatlanıp uçtu gönlüm...
Bundan önceki duygularımın adını koyduğumu sanırken,yanlış isimlere yolculuktaymışım meğer...SEN ömrüme merhaba dediğinde anladım...
MERHABAM , umudumun yoldaşı , karanlığımın aydınlığı..Sanadır cümlelerimdeki fırtınalar , sanadır kağıtlara düşen sevdalı damlalar..
Yüreğinin en derininde sakla satırlarımı , yüreğinin en kuytusuna göm gözlerimin mutluluk selini...
Senden önce yalan yanlış yaşanmışlıkların gölgesinde kaybolmuşum..Senden önce kenarı köşesi örselenmiş duygularla boğuşmuşum..
Oysa ki ,
Sevda senmişsin , yürek sen..Emek senmişsin , umut sen ..
Şimdi tüm mevsimleri seviyorum..Ayaz geceler üşütmüyor artık bedenimi,geleceğin kaygısı lekelemiyor düşlerimi.. Bana uzattığın o tertemiz sevgiyle tutundum ben HAYATA..
Şimdi senden kilometrelerce uzaktayken
beni düşündüğünden emin olduğum geceyi adımlarken, şükrediyorum seni bana beni de sana yazan YARADANA.. |
|
| Başa dön |
|
|
DUDAK PAYI Site Admin User is Offline


Kayıt: 24 Eyl 2006 Mesajlar: 6528
Karma: 300 applaud / smite Nerden: www.DUDAKPAYI.com
|
| Tarih: Cmt Hzr 16, 2007 1:47 am Mesaj konusu: |
|
|
ben cok begendim ya inan cok guzel bir mektup sagolasin asker yolu bekleyen kardesim  _________________
๒เг кöгüภ קคг๓คк ยçlคгı кค๔คг ђครรครıภค, คz гครtlคภıг кคl๒เภ...
www.DUDAKPAYI.com 
En son DUDAK PAYI tarafından Cmt Hzr 16, 2007 1:48 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi |
|
| Başa dön |
|
|
oslmsn Altın Uye User is Offline

Kayıt: 10 Oca 2007 Mesajlar: 795
Karma: 6 applaud / smite
|
| Tarih: Cmt Hzr 16, 2007 1:47 am Mesaj konusu: |
|
|
sen de saol ablam okuduğun,ilgilendiğin için |
|
| Başa dön |
|
|
EYLUL Moderator User is Offline


Kayıt: 20 Ekm 2006 Mesajlar: 1996
Karma: 100 applaud / smite
|
| Tarih: Cmt Hzr 16, 2007 9:04 am Mesaj konusu: |
|
|
ne kadar guzel seyler eklemissin keske forumumuzda daha cok asker yolu bekleyen olsada okusalar. tesekkurler  _________________
 |
|
| Başa dön |
|
|
oslmsn Altın Uye User is Offline

Kayıt: 10 Oca 2007 Mesajlar: 795
Karma: 6 applaud / smite
|
| Tarih: Pzr Hzr 17, 2007 12:17 am Mesaj konusu: |
|
|
saol cnm okuduğun için
evet olsa keşke herkes okusaaa |
|
| Başa dön |
|
|
oslmsn Altın Uye User is Offline

Kayıt: 10 Oca 2007 Mesajlar: 795
Karma: 6 applaud / smite
|
| Tarih: Çrş Hzr 27, 2007 3:03 am Mesaj konusu: |
|
|
ER MEKTUBU (OKUNMAYA DEĞER)
Anne
O elinde tuttuğun zarf
Bir ihanet anında örülmüştür
Ve zarfın içindeki kağıt
Er mektubudur görülmüştür
Doğum günüm bu gün 3 aralık
Ve şafak karanlık
Bu mektubu sana yazıyorum anne
Dün sevdiğimle ayrıldık
Son mektubuymuş bana yazdığı
Bir daha yazmayacakmış
Demek sevda ayrılığa bir ay dayanırmış
Ve asker ocağında terkedilmek de varmış
Bu mektubu sana yazıyorum anne
Bu gün doğum günüm 3 aralık
Ve şafak karanlık
3-5 Nöbetindeydim dün gece
Bir şarjörün boşluğunda içtim son sigaramı
Ve yorgan gibi üstümü örttü kar siperde
Sabaha karşı biraz içim geçmiş
Hayalin gözümün önüne geldi anne
Kız kardeşimi de verdiğinden beri sevdiğine
Bir ben bir de sen kaldın geriye
Üzülme anne üşümüyorum
Bekliyorum elim tetikte
Bekliyorum memleketi ve seni
Ve artık beklemiyorum beni beklemeyen sevdiğimi
Beklemiyorum yüreğimi ve aşkımı
Soğuk siperde yalnız bırakan sevgiyi
Ve bekliyorum anne elim tetikte
Eğer girerse menzile vurup öldüreceğim
Hem aşkımı hem sevgimi
Geçen gece karakolu bastılar
Kurşunlar yağmur gibi yağdı üzerimize
Garip gelecek belki sana ama
Ortalık bayram yeri gibi oldu anne
Biliyor musun o an hiç korkmuyorsun
Herkes kendini bir sipere atıyor
Ve gecenin karanlığında kurşun yerine
Işıl ışıl yıldızlar yağıyor sanki üzerimize
Ve ölüm bile aklımıza gelmiyor anne
Canlar canlar gidiyor
Canlar kim bilir ne zaman var
Doğum günüm 3 aralık
Hiç saymadım kaç günüm kaldığını
Daha şafak karanlık
Yeni yeni bitmeye başladı
Dede torun muhabbetleri
Ve yeni yeni öğrendim tokat yememeyi
Biliyor musun anne
Zamanla her şeye alışıyor insan
Akşam postalları boyayıp yatmaya
Sabah iştimaya kalkmaya
Barut kokusuna
Tüfeğe havai fişeğe
Nohuta ve kara şimşeğe
Hele bir de olmasa şu çarşı izni
Hele bir de olmasa
Her şeye alıştım da
Bir alışamadım
Sevdiğimin başkasına gidişine
Benden saklama anne
Sende biliyorsun
Bir haftaya kadar nikah masasına oturacağına
Kızma ama anne
Bu terk ediliş ya firara gebe
Yada bir daha hiç dönmemeye
Sitemim sana değil anne
Ama bu terk ediliş ya firara gebe
Yada bir daha hiç dönmemeye
Geçen gece karakolu bastılar
Kurşunlar yağmur gibi yağdı üzerimize
Garip gelecek belki sana ama
Ortalık bayram yeri gibi oldu anne
Biliyor musun o an hiç korkmuyorsun
Herkes kendini bir sipere atıyor
Ve gecenin karanlığında kurşun yerine
Işıl ışıl yıldızlar yağıyor sanki üzerimize
Ve ölüm bile aklımıza gelmiyor anne
Canlar canlar gidiyor
Canlar kim bilir ne zaman var
|
|
| Başa dön |
|
|
gelincik Site Admin User is Offline


Kayıt: 02 Ekm 2006 Mesajlar: 4914
Karma: 37 applaud / smite Nerden: istanbul
|
| Tarih: Sal Ağu 21, 2007 10:32 am Mesaj konusu: |
|
|

yüreginize saglık _________________

resimde görülen KASIM AYTAN 22/07/2005 yilindan beri kayiptir..canimiz abimiz icin sizlerde bi işik yakın.. |
|
| Başa dön |
|
|
gelincik Site Admin User is Offline


Kayıt: 02 Ekm 2006 Mesajlar: 4914
Karma: 37 applaud / smite Nerden: istanbul
|
| Tarih: Çrş Ağu 22, 2007 11:26 am Mesaj konusu: |
|
|
Gölgeler gittikçe koyulaşıyor. Gecenin siyaha çalan yalnızlığı tepelerden geniş bayıra bir nehir gibi akıyor ve ufukta kaybolan doru atlar gibi küçülüyor kalın ağaç gövdeleri. Bir ağustos böceği... Işığa doymuş kanatları, uzak sevdaları çıkarıyor saklandıkları yerden. Bozkırla kenetlenmiş yirmi beş yürek yavaşça çözülüyor, karanlığa salınan öfke gözyaşları toprağın katıksız koynunda hasret dolu nağmelere dönüşüyor. Her saniye biraz daha dehşet kusuyor soğuk kabzalara yansıyan bakışlar. Biraz daha acıtıyor göğüsleri saran yemeniler, tülbentler... Kaskatı bedenleri saran korku, bir yerlerde umutsuzca bekleyen yaşanmamış günleri hatırlatıyor şimdi. Tek bir kurşun... Sadece tek bir mermi çekirdeği, küçücük bir metal parçası, sevdiği için canını verebilecek olan bu yirmi beş adamın masum hayallerini ahşap bir cendereye gömüp, hiç kimsenin uzanamayacağı karanlıklara hapsedebilir. Puslu bir İstanbul akşamı, ya da sıcak bir İzmir sabahı; Edirne Otogarı’ndaki bir öpücük, Trafik Hastanesi’ndeki bir hasta ziyareti belki, yahut sadece aşka boğulmuş ıslak bir öğleden sonrası başka sevdalara, başka yaşamlara, başka yalanlara bırakabilir yerini bir anda. Ölüm, bu boğucu toprak parçasında nöbet tutan yirmi beş askeri sonbaharın hüznüne ve ağacın yeşiline hasret bırakabilir. Ya da bir şarkının neşeli ritimlerini silebilir kulaklardan sonsuza kadar. Ve ben de farkındayım her şeyin. Bir anda bütün çocukluğumun; karyolamın yanında duran küçük müzik kutusunun anılar arasında kaybolan sesinin, annemin anlımı okşayan pütürlü elinin, ilk aşkımın kaçamak “seni seviyorum”larının parçalanan bedenimle ölmesi ve geride sadece iki kelimelik eften püften bir ismin kalması, sadece an meselesi... Biliyorum ki; son ana kadar özenle yaşadığım her dakikanın, yıkanıp, tozlu küçük bir rafa kaldırılması, hiç düşünmeden tetik çekmek kadar kolay şu anda. Bu benim suçum mu diye soruyorum kendime; ama cevabını bilmediğim yeni sorular çalınıyor kulağıma. Sevdanın, dostlukların, hayallerin böylesine kolay yok edilebileceği bir dünyada neden kendimizi bu saçma savaşın içine atıyoruz, anlamak zor. Ve neden ruhlarımızı insanca dürtülerimizin altında yok ediyoruz? Posası çıkmış zihinlerimizin ölümün kapılarını bilerek ve isteyerek kurcalamasına neden izin veriyoruz? Bir sevdayı yahut bir nefreti yok etmek hakkını ne cüretle kendimizde buluyoruz? Evet sevgilim, ben her şeyin farkındayım. Bu gece tüfeğim elimden bir yıldız gibi kayarak geniş bozkırın ıssız karanlığına karışabilir. Öyle sessiz ve ani olur ki gözlerimin son defa seni sayıklaması, o neşeli ağustos böceklerinin sesi altında ezilen küçük çığlıklarımı hiç kimse duyamaz. Ondan sonra ne gökyüzü, ne kar, ne de yüzünün uzaktan ellerime akması...
Eğer sevgilim... O küçük metal parçası, sana kavuşmayı bekleyen bedenime saplanıp kalır da bir daha nefesim Ankara ayazının soğuğuna karışamazsa, gözlerinin ışığında kör olamazsam bir daha, bil ki; kadere duyduğum öfkeden değil, bitmemiş bir cümleye nokta koymanın verdiği burukluktan hiç değil, sadece sen şu anda başkasına ait olsan da sana tek bir kere “seni seviyorum” diyecek cesareti kendimde bulamamış olmama üzüleceğim. Gerisi zaten mermisi atılmış boş bir kovanın işe yaramaz varlığı kadar önemsiz benim için... _________________

resimde görülen KASIM AYTAN 22/07/2005 yilindan beri kayiptir..canimiz abimiz icin sizlerde bi işik yakın.. |
|
| Başa dön |
|
|
€smer_toprak Yeni Uye User is Offline

Kayıt: 19 Eyl 2009 Mesajlar: 21
Karma: 0 applaud / smite
|
| Tarih: Cmt Eyl 19, 2009 5:40 pm Mesaj konusu: |
|
|
söyLeyecek hiç bir sözbuLamıyorum ben hepsi harika emeğinize sağLık arakadaşLAr _________________ YALAN !!!!!!
DOSTUM!!!!!
HERŞEY!!!!!!!!
YALAN
AŞK!!!!
HERŞEY!!!!!!
!!...N€ g!d€n€d!r $öZüM,n€d€ g€L€c€K oLaNa, OdA ß!rAz T@kıLıP g!d€r N@$ıL oL$a...!! |
|
| Başa dön |
|
|
|
|
|
|
|
| 1. sayfa (Toplam 1 sayfa) |
|
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
♥ SEVGiNiN SICAK MEKANI ♥ 
♥♥ SOHBET ODASI ♥♥
|  |