DUYURU PANOSU

--NURHAK SEVGİSİ TV--

DEGERLİ ÜYELERİMİZ TV YAYINIMIZ BAŞLAMIŞTIR.SAYFA AÇILDIĞINDA TV AÇMIYORSA AKROBAT READER SİTESİ AÇILIR ORDAN AKROBAT READER PROĞRAMINI BİLGİSAYARINIZA YÜKLEYEREK TV YAYINIMIZI İZLEYEBİLİRSİNİZ. RADYOMUZU DİNLEMENİZ İCİN ACTİWE X DENETİMİNİ ACTİWE EDİNİZ VE ÇIKAN PROGRAMI YÜKLEYİNİZ

-NURHAK SEVGİSİ-

Sitene Ekle


NURHAK SEVGİSİ TV ALTYAZI MESAJ HATTI

Mesaj Gönder

ANA MENÜ
ANA SAYFA

FORUMLAR

OYUNLAR

FOTOALBÜM

ÜYE ALBÜM

ARAMA

YARDIM

LİNKLER

ÜYE OLUN

ÜYEGİRİŞİ YAP

ÜYE LİSTESİ

YENİ ÜYE
Toplam 674 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: hecaucheltcus

Kullanıcılarımız toplam 885 mesaj attılar

ÜYE MENÜ
Kullanıcı Adı:

Şifre:

 



Şifremi Unuttum


AKTİF ÜYELER

Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Kayıtlı Kullanıcılar: Yok

[ ]


Sitede bugüne kadar en çok 19 kişi Cum Tem 04, 2008 12:04 pm tarihinde online oldu.


NURHAK VE ELBİSTANDA SICAKLIK
Click for Malatya Bolge, Turkey Forecast

DÖVİZ KURU


YEREL BASIN


LÜZUMLU LİNKLER
Tc Kimlik No Sorgulama
Emeklilik Hiz.Sorgulama
Ssk.Hizmet Dök.
Osym Sınav sonucu.Sor
Aof.Sınav Sor
Telf.ve Adsl Borcu Sor
Vergi Kimlik No Sor
Telefon Rehberi
Bağkur Sigorta Sor.
Araç Bilgileri Sor

RESiMLER

Yazar Mesaj
mahsun51

User is Offline


Kayıt: 21 Ağu 2007
Mesajlar: 94
Karma: 0
applaud / smite



Tarih: Cmt Ağu 29, 2009 12:33 pm    Mesaj konusu: borcun ödenmesi
· Quote

Bir müddet zeytin yiyeceğiz sonra...

Kendisini karşılayan sekretere;

Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi.

Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti:"Nazif Bey mi?dedi.

"Evet, Nazif Bey!" diye cevap alınca, hüzünlü bir sestonuyla

"Nazif Bey sizlere ömür efendim,

onu kaybedeli dörtyıl oldu.oldu." dedi.

Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine.

"Ya, öyle mi.?" diyebildi sadece.

Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı.

Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne damladı.

Kendisini toparlayıp

"Onun adına görüşebileceğim bir yakını var mı acaba?"

diye sordu.

"Evet var, oğlu Selim Bey....". Titrek bir sesle

"Öyleyse Selim Beyle görüşebilir miyim?" dedi.

Görevli hanım, insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye,

"Selim Bey oldukça meşgul bir insan, randevusuz görüşmek pek

mümkün olmuyor; ama ben yine de kendisine bir haber

vereyim." dedi ve telefona yöneldi...

Sonra "Kim diyelim efendim?" diye sordu.

"Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım." cevabı üzerine

sekreter dahili telefonu çevirdi. Daha sonra mütebessim bir

çehreyle, "Selim Bey sizinle görüşmeyi kabul etti,

lütfen beni takip edin." dedi.

Beraber merdivenden çıktılar.

İnce bir zevkle döşenmiş geniş bir salondan geçip büyük bir

kapının önünde durdular, sekreter kapıyı açarak,

'Buyurun!' dedi. O da içeri girdi.

Kendisini ayakta bekleyen vakur ve mütebessim gence doğru

hızlı adımlarla yürüdü, elini uzatarak,

"Merhaba, ben Prof. Dr. Mehmet Baydemir." dedi.

"Bendeniz de Selim Cebeci. Lütfen buyurun, oturun." dedi,

genç iş adamı.

Mehmet Bey, kendisine gösterilen yere oturur oturmaz:

"Yirmi üç yıl, tam yirmi üç yıl.

Vaktiyle bana burs verip okumama vesile olan insanın elini

öpmek için bu ânı bekledim." dedi

ve dudakları titredi, gözleri doldu.

"Ama o büyük insanın elini öpmek nasip değilmiş,

bunun için ne kadar üzgünüm anlatamam.

" Yaşarmış gözlerini kuruladıktan sonra Selim Beye döndü:

"Fakat en azından o büyük insanın

mahdumunun elini sıkmaktan da bahtiyarım.

" Misafirin bu sözleri üzerine Selim Bey yerinden fırladı,

kulaklarına inanamıyordu. Kelimelerinin her biri birer

hayret nidâsı gibi dizildi cümlelerine:

"Mehmet Baydemir demiştiniz değil mi,

Tosyalı Mehmet Baydemir mi?

" Profesör, delikanlının bu heyecanlı haline bir anlam

veremeyerek başıyla "Evet" dedi.

Bunun üzerine Selim Beyin gözleri sevinçle parladı.

"Babamla sizi uzun yıllar aradık; ama bulamadık." dedi.

Profesörün yanına gelerek iki eliyle elini tuttu, candan bir

dost gibi sıktı ve "Sizi karşıma Allah çıkardı." dedi.

Bu sözler profesörü çok şaşırtmıştı.

"Uzun yıllar beni mi aradınız? Peki ama neden?" dedi.

Selim Bey gülen gözlerle profesöre bakarak

"Bizdeki emanetinizi vermek için..." deyince,

profesörün şaşkınlığı iyiden iyiye arttı.

"Emanet mi?" dedi.

Selim Bey cevap vermeden yerine geçip telefonu çevirdi.

Karşısındakine "Gelebilir misiniz?" deyip telefonu kapattı.

Mehmet Bey, şaşkın gözlerle Selim Beye bakarken kapı

çalındı, odaya iyi giyimli bir bey girdi.

Selim Bey ona yanına gelmesini işaret etti, sonra kulağına

bir şeyler fısıldadı. Gelen kişi bir şey söylemeden geldiği

kapıya yöneldi. O çıkarken Selim Bey, misafiriyle tatlı bir

sohbete başladı. Sohbetleri koyulaştıkça, çehrelerindeki

şaşkınlık, yerini birbirlerine hasret kırk yıllık ahbapların

yeniden buluşmalarındaki sevinç, samimiyet ve güvene

bırakmıştı. Mehmet Bey yurt dışındaki tahsilinden,

araştırmalarından ve yirmi üç yıl boyunca her yıl büyüyen

memleket hasretinden bahsetti. Sonra Nazif Beyin duvardaki

portresini göstererek, "Bu günlerimi şu büyük insana

borçluyum" dedi."Bana yalnızca maddî destek vermedi, mânen

de beni hiç yalnız bırakmadı. Yurt dışında tahsil görürken

yanlışa her yeltendiğimde hayalen yanımda hazır oldu.

'Sana bunun için burs vermedim.' diyerek bana istikamet

verdi. Ona her namazımda dua ediyorum." dedi ve gözlerini

Nazif Beyin duvardaki fotografına mıhladı. Sonra gözleri

portrenin altındaki ilk anda mânâ veremediği diğer tabloya

kaydı.

Son derece şık bir çerçevenin içinde, bazı yerleri yamalı ve

tamir görmüş oldukça eski bir çift çorap duruyordu. Biraz

daha dikkatli baktığında çerçevede bazı cümlelerin de

sıralandığını fark etti:

"Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra..."

Selim Bey, kendisine bir soru sorduğu için başını ona

çevirdi; fakat aklı tabloda kalmıştı.

Selim Beye cevap verirken tabloya bir daha baktı.

İkinci cümle de birinci cümle gibi üç nokta ile bitiyordu:

"Bir müddet sabredeceğiz, sonra..."

İyice meraklanmıştı.

Bu ilk görüşmeleri olmasaydı, yanına

gidip tabloyu iyice inceleyecekti; fakat bu uygun düşmez,

düşüncesiyle yalnızca sohbet arasında göz ucuyla merakını

gidermeye çalışıyordu. Ancak her seferinde biraz daha artan

bir merakın içinde kalıyordu. Üçüncü cümlede:

"Bir müddet yürüyeceğiz, sonra..." diye yazıyor ve altta

böyle birkaç cümle daha sıralanıyordu. Artık aklı hep

tablodaydı.

Sonunda dayanamayıp,"Selim Bey merakımı mazur

görün. Şu tabloya bir mânâ veremedim"

Selim Bey kendisine has bir gülüş ile misafirine baktı,

derin bir nefes alarak:

"Malumunuz, babam varlıklı bir insandı.

Oldukça iyi bir hayatımız vardı.

Sonra ne olduysa her şeyimizi kaybettik.

O zenginlikten geriye hiçbir şey kalmadı.

Köşkümüzdeki hizmetçiler de gitti.

Yemekleri artık annem yapıyordu.

Hatırlıyorum da bir sabah, kahvaltıya sadece zeytin

koyabilmişti.

O zengin kahvaltılarımıza bedel, yalnızca

zeytin... Şaşkınlık içinde,

'Başka bir şey yok mu?' diye sormuştum.

Bu soru karşısında annemin hüngür hüngür ağlayışı gözümün

önünden hiç gitmiyor. Annemin ağlayışına mukabil babam:

'Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra...' dedi ve durdu,

güçlü bakışlarını üzerimizde gezdirdi, 'Alışacağız.' dedi.

Ve iştahla bir zeytin alıp ağzına attı.

Birkaç gün sonra haciz memurları gelip köşkümüzü de

elimizden aldılar.

Kenar bir mahallede küçük, eski bir eve taşındık.

Doğru dürüst bir eşyamız da kalmamıştı.

Annem bezgin bir sesle:

'Bu evde hiçbir şey yok! Burada nasıl yaşayacağız.' diye

haykırdı. Bunun üzerine babam:

'Bir müddet sabredeceğiz, sonra alışacağız. dedi.

Gittiğim özel okuldan ayrılmış, bir devlet okuluna

yazılmıştım. Sabahleyin okula servisle gitmeyi umarken,

babam elimden tuttu,

'Bu ilk günün, okula beraber gideceğiz. dedi.

Yürümeye başladık. Okul oldukça uzak gelmişti bana,

yorulup geride kaldığımı hatırlıyorum.

Babam kim bilir hangi düşüncelere dalmıştı.

Geride kaldığımı fark etmemişti.

Biraz sonra fark edince bana döndü.

İsyan dolu bakışlarımı yüzünde gezdirdim.

Bir an bana ızdırapla baktıktan sonra, yanıma geldi.

Bir şey söylemesine fırsat vermeden, kızgın aynı

zamanda nazlı bir tavırla,'Yoruldum.' dedim.

Babam oldukça sakin bir şekilde:

'Bir müddet yürüyeceğiz, sonra alışacağız' dedi.

Babam her sabah erkenden çıkıyor, geç saatlerde ancak

dönüyordu. Döndüğünde ise küçük odaya çekiliyor, bazen

saatlerce orada kalıyordu. Çoğu zaman buradan gözyaşları

içerisinde çıktığını görüyordum. Bir gün, merakıma yenilip

babamın küçük odasına girdim. Yerde bir seccade, seccadenin

üzerinde de bir tespih vardı. Duvarda ise Arapça bir

ibarenin altında şu yazı vardı:

'Allah borcunu ödeme niyetinde olanın kefilidir.'

Babamın dediği gibi oldu, zor da olsa zamanla alıştık.

Bu hal birkaç yıl sürdü.

Bir gün babam eve çok farklı bir yüz ifadesiyle geldi.

Ağlamaklı bir yüz ifadesi vardı.

Her birimize bir paket getirmişti.

Köşkten ayrıldığımız günden beri ilk defa paketlerle eve

geliyordu. Bizi bir araya topladı.

'Bugün, benim için ne mânâya geliyor biliyor musunuz? dedi,

kelimeleri boğazına düğümlendi, gözlerine yaşlar hücum etti.

Sözlerini kesmek zorunda kaldı.

Her birimize hediyelerimizi teker teker verdi

ve bizi ayrı ayrı kucaklayıp yanaklarımızdan öptü, kendisi

de bir koltuğa oturdu. Cebinden gazeteye sarılı bir şey

çıkardı. O sırada da ağlıyordu. Hepimiz şaşkınlık içinde

babama bakıyorduk. Gazeteyi açtı, içinden bir çift yeni

çorap çıkardı. Bu gözyaşlarıyla, bir çift çorabın alâkasını

kurmaya çalışırken babam, beklemediğimiz bir şey yaptı.

Çorabı burnuna götürdü, kokladı, kokladı.

Arkasından hıçkırarak ağlamaya başladı.

Hepimiz şok olmuştuk, tek kelime bile söylemeden bekledik.

Babam nihayet kendisini topladı ve

'Bir zaman önce, büyük bir borcun altına girmiştim.

Borcumu ödeme niyetiyle yeniden çalışmaya başladığım zaman

kendi kendime 'bütün kazancım, borçlarımı ödeyinceye kadar

alacaklılarımın hakkıdır.

Onların hakkını vermeden ayağıma bir çorap almak bile bana

haram olsun. demiştim. Bugün ise, Allah'ın yardımıyla,

borcumu bitirdim. Artık kimseye tek kuruş borcum

kalmadı." dedi. Sonra gözyaşları içinde ayağındaki çorapları

çıkarıp yeni çoraplarını giydi. Ben de o eski çorapları hem

aziz bir baba yadigârı, hem de bir ibret nişanesi olarak

sakladım. Bu çoraplar her gün bana: 'Paralarını ödeyinceye

kadar bütün kazancın alacaklılarının hakkıdır.' diyor".

Selim Beyin bakışları bilinmez âlemlere dalarken o, nemlenen

gözlerini kuruladı, sonra dönüp duvardaki siyah-beyaz

fotografa hayran hayran baktı.

"Babanız sandığımdan da büyükmüş Selim Bey.

Ben olsaydım öyle müreffeh bir hayattan sonra anlattığınız

gibi bir darlıkta, herhalde çıldırırdım.

" Selim Beye döndü ve "Siz ne yapardınız?" diye sordu. Selim

Bey kendisine has tebessümü ile:

"Bir müddet zeytin yerdim, sonra..." dedi ve gülümsedi.

O sırada kapı çalındı, biraz önceki beyefendi elinde bir

kutuyla içeriye girdi. Kutuyu Selim Beyin masasına bırakıp

çıktı. Selim Bey yerinden kalkıp kutuyu alarak Mehmet Beye

uzattı.

'Buyurun, yıllarca size vermek istediğimiz emanetiniz.'

dedi. Mehmet Bey bilinmez duygular içerisinde kutuyu açtı.

İçinden kadife bir kese çıktı. Keseyi açıp içini kutuya

boşalttığında merakı iyiden iyiye arttı. Keseden birkaç tane

cumhuriyet altını ile bir not çıkmıştı. Mehmet Bey

hassasiyetle katlanmış kâğıdı açıp okumaya başladı.

"Sevgili Mehmet Bey oğlum, Bazen istediğimizi yaparız, çoğu

zaman da mecbur olduğumuzu... Tahsil hayatınız boyunca size

burs vermeyi taahhüt etmiştim. Ancak eğitiminizin son altı

ayında size burs verme imkânını bulamadım. Bir müddet sonra

imkânlarıma yeniden kavuştum; lâkin bu sefer de size

ulaşamadım. Dolayısıyla size borçlandım ve borçlu kaldım.

Eğer böyle bir borcu gözyaşı ve ızdırapla ödemek mümkün

olsaydı, ben bu borcu fazlasıyla ödemiş olurdum. Zira

sevgili oğlum, bu altı aylık zaman diliminde bursunu

verememenin ızdırabıyla kaç gece ağladım onu Rabb'im

bilir. Her neyse, bursunuzu tarihlerindeki değeriyle

altınaçevirdim. Bu altınlar sizindir. Bunlar elinize

ulaştığında, borçlarımın tamamını ödemiş olacağım.

Sevgilerimle, Nazif Cebeci."

Mehmet Bey neye uğradığını şaşırmıştı.

Bu büyük insanın yüceliği karşısında bir çocuk gibi yalnızca

ağlıyor, ağlıyordu. Selim Bey de bir hayli duygulanmıştı.

Onun da yanaklarından yaşlar süzülüyordu.

Bir ara yaşlı gözlerle babasının siyah-beyaz portresine

baktı. Kendisine yıllarca hüzünle bakan gözleri,

bu sefer sevinçle bakıyor gibiydi...

(ibretli hikayeler alıntı)
Başa dön

   
Tüm saatler GMT
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

 Başlıklar   Cevaplar   Yazar   Görüntüleme   Son Gönderilen 
 •  NURHAK BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARI BELLİ OLDU 2 Nurhak 355 Prş Arl 18, 2008 7:10 pm
mahsun51 Son Mesajları Gör
 •  KANSER BİR CANIMIZI DAHA ALDI 0 tugay karaca 211 Cmt May 17, 2008 10:54 am
tugay karaca Son Mesajları Gör
 •  Haydi bir daha 0 murat1915 168 Sal Nis 08, 2008 5:50 pm
murat1915 Son Mesajları Gör
 •  Erdoğan PADİŞAH oldu 0 murat1915 124 Çrş Oca 16, 2008 6:46 pm
murat1915 Son Mesajları Gör
 •  iyi oldu... 10 muhammet 200 Cum Ağu 31, 2007 8:52 am
mahsun51 Son Mesajları Gör

Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group

Looking for free phpbb3 hosting?

Türkçe Çeviri : Onur Turgay & Erdem Çorapçıoğlu