Forum Ana Sayfası


Yazar Mesaj
Sümeyye
Modaretör
User is Offline


Kayıt: 04 Nis 2007
Mesajlar: 4


Tarih: Pzr Nis 29, 2007 1:32 pm    Mesaj konusu: İslam Beldelerine Yapılan Saldırılar ve Bundan Kurtuluş Yolu
· Quote

İslam Beldelerine Yapılan Saldırılar ve Bundan Kurtuluş Yolu

Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun. Salat ve selam Peygamberlerin efendisine, onun ashabına, onun davetini yüklenip yolunu takip edenlere, düşüncelerine İslami akideyi esas alan, amellerinde şer-i hükümleri ölçü ve kaynak kabul edenlerin üzerine olsun.
Bugün sizlere hepinizin az çok bildiği, gördüğü ve yakından takip ettiği, ya da çoğumuzun halen olan olaylara bir anlam veremediği, uzak kaldığı, sebebini dahi anlayamadığı İslam beldelerine yapılan saldırılardan söz etmek istiyoruz.

İslam beldelerindeki yaşayan birçok Müslüman aç, susuz ve bir o kadarda çaresiz ve perişandırlar... Belki bizlerin zihninde kalan beldeler Filistin, Irak ve Lübnan olabilir ama kafirler halen Keşmir, Çeçenistan, Afganistan, Kıbrıs, Özbekistan ve Sudan gibi İslam beldelerinde cirit atmaktalar. Halen tüm Müslüman beldelerinde kan akıtılmakta, yuvaları dağıtılmakta, binlerce kardeşimiz ve bacılarımız öldürmekte, daha kötüsü halen o değerli bacılarımıza tecavüz edilmekte ve vahşice işkenceler çektirilmektedir.

Evet, bu acı vakıaya, yaşananlara ve çektirilen vahşi işkencelere yol açan ve Müslümanları bu duruma düşüren sebeplere değinmekte yarar görüyoruz.

Bugünün yaşananlarını daha net kavrayabilmemiz için tarihe bir bakmamız gerekli.

Cahiliye dönemi:
Allah'ın Habibi Hz. Muhammed (s.a.s) risaletle emrolunmadan yani İslam gelmeden önce müşrikler iğrenç bir bataklığın içerisindelerdi. Zenginler, krallar ve yöneticiler fakirleri köle gibi kullanıyor ve onlara çok kötü işkenceler ediyorlardı. Yani sistem kokuşmuş, azınlığın çoğunluğa tahakkümü olan barbar bir nizam oluşmuştu. O dönemde insanlar akletmeden uzak tam bir cahiliye hayati sürüyorlardı. Öyle ki özellikle inanç noktasında tam bir çöküntü içerisindelerdi. Kendi elleriyle yaptıkları putlara tapar ve her şeyin onlardan gelebileceğine inanırlardı. O çağda kumar da çok yaygındı. Cahiliyye Arapları kumar oynamakla övünürlerdi. Öyle ki kumar meclislerine katılmamak ayıp sayılırdı. Onların şairlerinden biri hanımına şöyle vasiyette bulunur: "Ben ölürsem, sen, aciz ve konuşma bilmeyen, iki yüzlü ve kumar bilmeyen birini isteme (evlenme)."

Tefecilik, faizcilik, hırsızlık, sahtekârlık, yalan şahitlik gibi birçok bozuk ameller onların hayatında yaygındı. Özelikle de fuhuş çok yaygındı. Kocanın birkaç metresi olduğu gibi, kadının da başkalarıyla ilişkide bulunması bazı çevrelerce nefretle karşılanmayan bir davranıştı. Fuhuşla ilgili cahiliyye Araplarının şu adetlerini zikredebiliriz:

Kadın âdetinden temizlendikten sonra kocası ona; "şu adama git ve ondan hamile kal" derdi. Kadın istenilen adamla beraber olurdu. Bu, iyi bir çocuğa sahip olmak için yapılırdı. Hatta bir çok kişi hanımlarını kendi elleriyle şairlerin yatağına gönderir ve çocuğunun şair olmasını düşünürlerdi.

Sayıları üç ila on arasında değişen bir grup erkek kadının evine girerek, sırasıyla hepsi de onunla cinsi münasebette bulunurdu. Kadın hamile kalıp da doğum yaparsa doğumdan bir kaç gün sonra bu erkekleri çağırır, erkekler de zorunlu olarak içlerinden birine işaret ederek "çocuğun babası sensin" derdi. O da bundan kaçınamazdı.

Cahiliye döneminde kadının hiçbir değeri yoktu. Onları adeta bir eşya olarak kullanırlardı. Kadının kocası öldüğünde hemen bir erkek kadının üzerine elbisesini atar artık o kadın o erkeğin malı olurdu. Erkek dilerse onu bir başka erkeğe satar ya da onu mal gibi kullanırdı. Kadınında buna hiç bir şekilde ses çıkarma hakkı yoktu. Bir başka adetlerinde de kadının kocası öldüğünde kadın kocasının yakın akrabalarıyla evlenmek zorunda idi. Bu ya babasıyla eğer babası yoksa kardeşiyle gerçekleşirdi.

Cahiliyye Arapları'nın kötü adetlerinden biri de kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeleriydi. Buna benzer yaşanmış vakıaları tarihte görmek mümkündür. Kısacası o döneme, insanların insanlıktan çıktığı, hayvanlardan daha da aşağı seviyeye indiği bir dönem dersek abartı yapmış olmayız.

İslam’ın gelmesiyle insanlık huzura ve büyük bir saadete kavuşmuştu. Müşrikler akın akın İslam’a giriyorlardı. Çünkü İslam muazzam bir adalete çağırıyorken insan fıtratına uygundu. Çünkü İslam onları hayvanlık seviyesinden çıkartıp insan gibi yaşayacak bir nizama davet ediyordu. Onlar İslam’ı seçerek yeryüzünün en şerefli insanı oldular. Artık ırklarından ve kavimlerinden dolayı dışlanmıyorlardı. Çünkü İslam’da ne milliyetçilik vardı ne de kavmiyetçilik. İslam’ı seçen Müslümanlar müşrikler tarafından zulüm ve işkence görmeye başladılar. Evlatları gözleri önünde yakılıyor işkence ediliyor ve öldürülüyordu. Malları gasp ediliyordu. Onlar her ne kadar İslam’ı seçmiş olsalar da sonuçta onların başlarında halen küfür nizamı olan cahiliye otoritesi vardı.

İstedikleri gibi kendi şehirlerinde yaşayamıyor, alış-veriş yapamıyor ve çalışmak istediklerinde hiçbir işe alınmıyorlardı. Hiçbir yiyecek bulamamalarından dolayı karınları aç geceliyorlardı. Açlıklarından dolayı namazda yere düşenler oluyordu. Bunun tek sebebi onların İslam’ı seçip Müslüman olmaları idi. Ama bütün bu yapılan eziyetler onların İslam’a daha çok bağlanmasından ve İslam devletini kurmak için daha çok çalışmaktan başka hiçbir şeyi değiştirmedi. Davalarında en ufak taviz dahi vermediler, asla gevşeklik göstermediler.

Rabbimiz bu konuda şöyle buyurdu:
“Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.” (Ali İmran 139)

Yasir ailesinin tutumu buna en güzel örnek olsa gerek.. Onlar bu uğurda çalıştılar, bu uğurda şehid oldular, daha yeryüzündeyken cennetle müjdelenme şerefine nail oldular. Öyle büyük bir titizlik ve çabayla çalışmaların sonunda Allah (cc) verdiği nusretle İslam devletini Medine'de kurdular.

Artık onları koruyan, kollayan ve onları hiçbir haksızlığa uğratmayan bir devletleri vardı. Kâfirlerin (zımmilerin) adalet altında barındığı bir devletti o. Çünkü o devlet Allah (cc)’nun kanunları ile yönetilen bir devletti. Hırsızlığın, haksız yere insan öldürmenin, zinanın, kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesinin, kadınlara haksızlık yapılmasının yasak olduğu bir devletti o. Kadınları birer değerli emanet olarak kabul eden bir vazife yüklenmişti o devlet. Çünkü İslam, Allah (cc)’nun nizamı idi ve onda adalet temel esas teşkil etmekteydi.

Ama ne yazık ki Resulullah (sav) ve sahabelerin büyük zorluklarla ve mücadelelerle Medine'de kurdukları şanlı devletimiz, dış güçlerin amansız çalışması ve içten de hain ajanlarının faaliyetleri sonucu 1924 de yıkılmıştı. Yıkılmasına kâfirler sebep olmuştu. Kâfirler devleti yıkmak için gece gündüz çalıştılar ve hedeflerine de ulaştılar. Yalnızca İslam devletini yıkmakla yetinmediler aynı zamanda birçok İslami mefhumları da Müslümanların zihinlerinden ve hayatlarından uzaklaştırdılar. 1400 senelik dev çınarı içten içe kemirerek nihayetinde devirdiler.

Bugüne dönecek olursak;
İslam devletini yıkıp yerine cumhuriyet denilen küfür nizamını kurdular. Artık cahiliyede olduğu gibi kadınlara değersiz mal gibi bakıldı. İçkiler masalara konuldu. Kumar oynamaktan evin yolu unutuldu. Faizler, tecavüzler, adam öldürmeler, hırsızlık yapmalar çoğaldı. İslam nizamından koptuklarından dolayı tekrar eskisi gibi hayvanların seviyesine inildi. Öyle ki kendi bacısıyla, annesiyle cinsel münasebetler başladı. Hatta öyle büyük bir bataklığa girildi ki hayvanlarla dahi cinsel münasebet kuruldu. Belki cahiliyede olduğu gibi çocukları diri diri toprağa gömmediler ama henüz ana karnındayken “nüfus planlaması” adı altında öldürüldü. Artık zülüm ve baskı cahiliye döneminden daha da fazlalaştı. Zenginler ün kazandı, fakirler ise horlandı.

Başımızı hangi Müslüman beldesine çevirirsek çevirelim orada kafirler ve kafirlerin uşakları tarafından Müslümanlara yapılan zülüm ve baskı ile karşılaşmaktayız. Bugüne kadar hemen hemen tüm İslam beldelerine bombalarla saldırılar düzenlendi. Bunlardan bir kaç örnek; Filistin, Keşmir, Çeçenistan, Afganistan, Kıbrıs, Sudan, Irak, Lübnan...

Bu beldeler Müslümanların büyük çaba ve zorluklarla kazandığı yerlerdir. Müslümanlar oradaki batıl nizamı kaldırıp yerine İslam devletini kurmuşlardı. İşte kafirlerin o tarihten bu ana kadar kinleri ve aç gözlülükleri hiç tükenmemiş bilakis daha da hırslanmışlardır. Bunları kısa kısa anlatmak istiyoruz.

Filistin; bilindiği gibi Müslümanların ilk kıblesi, Beyt-ul Makdis olan yerdir. Ve onun yanında bulunan Mescid-i Aksa’yı kâfirler İslam’a olan kinlerinden ötürü kiliseye çevirdiler. İslam devleti yıkıldığından bu yana Filistin sürekli işgal altında oldu. Geçmişte Kudüs’e saldırıp tam 200 sene Müslüman kanı akıttılar. Ve bu vahşet günümüzde de artarak devam etmektedir.

Keşmir ise; zengin sulara ve nehirlere sahip bir topraktır. Keşmir’e hükmeden Hind prensi Müslümanlara karşı kullandığı işkence, baskı, şiddet ve iğrençlikler karşısında bakanlarından biri insanlara karşı işlediği cürümler nedeniyle istifasını sunmuş ve bağırarak şunları söylemişti: "Keşmir halkı hayvanlar gibi sürülmekte, baskı ve şiddete maruz kalmakta, hiçbir sorumlu da bu zulme kulak vermemektedir. Keşmir’deki yönetim insanlardan tamamen soyutlanmıştır." Müslümanların düşmanı olan birinin söyledikleri bunlar! Ve yine 1931 yılında kafirler Kuran-ı Kerim'e hakaret edince tüm Müslümanlar ayaklandı. Cuma namazında hutbe veren bir gencin hutbesini durdurarak bundan dolayı hapse attılar. Müslümanlar orda toplanıp içlerinden biri ezan okumaya başlayınca hemen o kişi ateş edilip katledildi. Ezan yarıda kalınca başka bir kardeş ayağa kalkıp devam etti. Onu da katlettiler. Ve ardından başka bir kardeş ve o da katledildi. Ezan tamamlanıncaya kadar tam 22 kişi katledildi.

Keşmirin hain yöneticilerinin de amaçları aynıydı. İslam düşüncesini Müslümanlardan silip İslam’ı yok etmek istiyorlardı. Fakat bunu hiçbir zaman başarmaya güçleri yetmeyecek. Çünkü
Rabbimiz şöyle buyurdu:
“Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.” (Hicr 9)

Çeçenistan: Komünist dönemde, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Stalin, Çeçen halkının tümünü Sibirya ve Kazakistan’a sürdü. Çeçen halkının yaklaşık yarısını oluşturan 1 milyon 250 bin Müslüman sürgünde hayatını kaybetti. 1957 yılında geri dönmelerine izin verilinceye kadar da sürgünde kaldılar. Komünistler camileri yıktılar, dinî eğitimi tümüyle kaldırdılar, insanları ateist komünist düşünceyi kabule zorladılar ve insanlar üzerinde her türlü baskı, şiddet ve işkenceyi uyguladılar. Bunlara rağmen Çeçenler Rab’leriyle kuvvetli ve dinleriyle izzetli kalmaya devam ettiler. Komünistlerin onlara karşı işledikleri cürümler, yalnızca onların azimlerini ve sebatlarını artırdı.

Irak’a yapılan saldırı henüz Afganistan’a saldırı yapılmadan önce düzenlendi. 11 Eylül'ü büyük bir fırsat diyerek saldırıya başladılar ve bu vahşi insan dışı saldırılar halen devam etmektedir. Belki de en çok unutamadığımız beldedir Irak. Orda bacılarımız hapse atılıp, günde yüzlerce defa kafirler tarafından tecavüze uğradı. Öyle ki aralarında birçok kadın hamile kalmış ve bu utançtan dolayı intihar etmişti. Oradaki bacılarımızdan “gelin bizleri öldürün” diye tüm Müslümanlara haykıran mektuplar aldık. Yine yüzlerce işkence fotoğrafları gördük. Tabi bunlar yalnızca bizim görüp duyduklarımız. Ya duymadıklarımız ve görmediklerimiz?!..

Ve bugün; çok canlı bir örnek olan Lübnan önümüzde duruyor. Bir gece yarısı bomba sesleriyle uyandılar veya bir çoğu uyanamadı..

Artık bütün beldelerde ölen Müslümanların sayıları belirlenemiyor bile. Tüm bu saldırı gören beldeler petrolleriyle, nehirleriyle en zengin olan beldelerdir. Yalnız dikkat edin! Bu savaş (yalnızca) oradaki zenginlikleri ele geçirmek değildir. Bu savaş Hak ve batılın savaşıdır. Onların tek hedefleri İslam’ı yok etmektir ve de bundan başka önemli hedefleri yoktur. Ama bunu başarmaları imkânsızdır. Çünkü Rab’bimiz şöyle buyurmaktadır:

“Yine de ki: Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkumdur. Hak gelip batıl yıkılacaktır diye buyurmaktadır.” (İsra 81)

Ey Müslümanlar!
Rabbimiz bizi yeryüzünün en hayırlı varlıkları kılıp bizi birbirimize kardeş yapmıştır. Allah (cc) şöyle buyuruyor:

"Mü'minler ancak kardeştirler.” (Hucurat 10)

Resulullah (sav)’de şöyle buyurdu:
"Hiçbiriniz kendi nefsiniz için arzu ettiğinizi kardeşiniz için etmedikçe iman etmiş olmaz.” (Buhârî, imân, 7)

Rabbimiz bizi kardeş kıldığı halde bugünkü duruma bir bakalım:
Bizler geceleri sıcacık yataklarımıza girip mışıl mışıl uyurken onlar orda her geceyi bomba saldırılarıyla geçiriyorlar, bizler her sabaha uykumuzu almış gözlerle uyanırken onlar kurşun sesleriyle açıyorlar gözlerini. Biz soframıza her çeşit yemeği indirirken onlar bir kuru ekmeği dahi bulamıyorlar. Onların oralarda gözlerinden kan akarken bizim buralarda yüzümüzden gülmemiz eksik olmuyor. Bu muydu Rabbimizin bizlerden istediği kardeşlik anlayışı ey Müslümanlar!

Ey Müslümanlar!
İşte, tam bugün bizlere cahiliye dönemi yaşatılıyor. Okullardan ve iş yerlerinden atılıyor, zalim yöneticiler tarafından baskı görüyor ve her türlü haksızlığa uğruyoruz. O günle bugün arasında hiçbir farklılık yok. Tek fark; onlar İslam devletini kurmak için tek vücut olmuşlardı bugün ise Müslümanlar ancak birbirlerini çekiştirmekle, birbirlerini öldürmekle, birbirlerine zulmetmekle meşgul.

Sevgili Kardeşlerim!
Kafirler Müslümanların zihniyetleri ile oynayıp parçaladılar. Tek ümmetken, tek bir fikre sahipken bugün ümmet yüzlerce fırkaya bölündü. İslam zihniyetini kaybedip batılıların o iğrenç zihniyetine sahip oldular. Korkak kafirler Müslümanları böldükleri ve o tertemiz zihniyetleri yıktıklarından dolayı kahramanlaştılar ve cesaret buldular. Yoksa kolay mıdır korkak, pısırık kâfirlerin İslam zihniyetine sahip olan bir Müslüman’ın karşısında durması!

Her gün kafirlerden şamar yerken dağılmak, seyretmek niye? Gelin artık birlik olalım! Eskisi gibi tek vücut olalım! Tek vücut olalım ki eski azmimizi, gücümüzü ve kuvvetimizi kazanalım.

Çözüm ortada. Bu küfür nizamın yıkılması ve kardeşlerimizin akan kanının durması için Hilafetin gelmesi şart. Tek kurtuluş ve çözüm yolumuzda budur. Eğer ki bizler bir olursak inanın onları bir tükürüğümüzle boğarız.

Ey değerli kardeşlerim!
Bir Müslüman bacınız olarak, sizleri tek vücut olup, Allah’ın tüm Müslümanlara emretmiş olduğu Hilafet devletini kurmaya ve bunun için çalışan Hizb-ut Tahrir ile birlikte hareket etmeye veya ona destek vermeye davet ediyorum.

Dikkat ediniz! Sizleri silah kullanmaya, kafirleri öldürmeye veya bombalamaya davet etmiyorum. Sizleri yalnızca Allah’ın emri Resulün metodu üzerine çalışmaya davet ediyorum. İnanın tek kurtuluşumuz bu. Aksi taktirde kafirler daha binlerce kardeşlerimizin kanını akıtmaya devam edecek, bacılarımıza tecavüz etmeye, kardeşlerimizin onurlarıyla, şahsiyetleriyle oynamaya devam edeceklerdir. Sizler yoksa yerlerinize çakılıp kalarak buna razı mı olacaksınız?

Şu bir gerçek ki; hepiniz olan olaylardan dolayı hiçbir şey yapamamanın üzüntüsü içerisindesiniz. Lakin üzüntüyle, ağlamayla, oturup dizlere vurmakla ümmetin sorunları çözülmüyor. Bunun tek ve yegâne çözümü; küfür nizamını yıkıp yerine şanlı Hilafetimiz kurulmakla olacaktır.

Vallahi, ya birlik olur Hilafet devletini kurup kurtuluşa ereriz, ya da oturup Allah’ın azabını bekleriz…

Bacınız Sümeyye Avcı
Başa dön

   
Tüm saatler GMT + 4 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
:
           

Kullanıcı Adı: 

Quote the last message
İmzamı ekle (imzanız profil bölümünden değiştirilebilir)
 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açabilirsiniz
Bu forumdaki mesajlara cevap verebilirsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group

Looking for free phpbb3 hosting?

Türkçe Çeviri : Onur Turgay & Erdem Çorapçıoğlu